Çocuklar ve Aileleri İçin Film Tavsiyeleri

WONDER MUCİZE

            Auggie Pullman (Jacob Tremblay) genetik bir hastalık sonucu farkli gorunmesi nedeniyle yaklaşık 11 yasina kadar evde egitim almis ve ilk defa gercek bir okula gitmeye hazirlanmaktadir. Ancak görünüşu nedeniyle dislanmasi tum cesaretini kırmaktadir. Ailesinin onu cesaretlendirmek adina verdigi savaş ve Auggie nin pes etmeyip tum zorluklari asip guclenmesi filmin ana konusu.

            Filmde Doğuştan yüzünde kalıcı ize sahip olan bir çocuğun toplum içinde yaşadığı sıkıntılı süreci açık bir şekilde dile getirmektedir. Yüzündeki izlerin sadece deride olduğunu onunda normal insan olduğunu kanıtlamaya çalışan bir çocuğun aslında verdiği en güzel mesaj “Esas güzelliğin görülen yüzde değil içinde olduğudur.

            Çocuklarınızla birlikte izleyebileceğiniz,özel bir aile filmi. Yer yer ağlatan yer yer güldüren ama en çok da farkındalık yaratacak güzel bir film. Bireysel farklılıklara saygı, kendini kabul, zorbalıkla baş etmek üzerine harika bir film.

COCO

                6 yaş üstü çocuğunuzla keyifle izleyebileceğiniz hem de çocuklarınızla konuşacak çok şey bulacağınız bir film. Filmin 6 yaş üzeri izlenmesi gerekiyor çünkü daha küçük yaş grubunun Meksika inanç sistemindeki bazı kültürel metaforları anlamlandırmaları zor olabilir. Kafaları karışabilir. Aile, aile bağları, değerler, önyargılar, amaçlar, hedefler, cesaret,… Bilgilerin güvenirliğinin, kaynağının,. araştırılması meselesi işlenmiş filmde. Yanlış bir bilgiden kaynaklanan önyargının nesiller boyu nasıl devam ettiğini  ve bunun nelere sebep olduğunu aynı şekilde doğru bilgiye ulaşıldıktan sonra yaşanan güzellikleri izleyebilirsiniz.

                Coco hem kuşaklar boyu aktarımla köken aileden gelen bilgilerin doğruluğunu sorgulamayı hem de gerçekle görünenin (bilinen) aynı şey olmadığını görmemizi sağlıyor. Farklı bir kültürün gelenek ve inanç sistemi üzerine araştırma ve onları tanıma fırsatı da sunuyor. Bütün bunları geçirirken izleyiciye ailemizle ilgili anıları hatırlamanın önemine de duygusal bir dille vurgu yapıyor.

        Bazen ailemizin içindeki bazı kuralları, yasakları ya da başkalarının ailelerinden farklı olan değerleri anlamakta zorluk çekeriz. Ama genellikle onları sorgulamak yerine kabul edip uygulamayı seçeriz. Kaynağını sormaya kalktığımızda da genellikle tatminkar bir cevap alamayız. Ailemiz birilerine kızdığı için ya da birilerinden nefret ettiği için biz de ederiz. Ama nedenini bilmeyiz hatta bizim büyük anne ya da babamız bile tam olarak bilmez aslında. Köken ailemizden gelen bilgiler şu anımızı; sevip sevmediklerimizi ya da ne yapıp yapmayacağımızı belirleyen önemli başvuru kaynaklarıdır. Bizim isteğimiz dışında bize aktarılan ve bir şekilde içselleştirilen bilgilerdir. Ancak bu bilgilerin güvenilirliği tartışılmalı, bilginin kaynağı araştırılmalı ve üzerine derinlemesine düşünülmelidir.


Hadi be Oğlum:

İki baba, ikisi de babası tarafından bakılmak zorunda kalan iki çocuk hikayesine tanıklık etmeye hazır mısınız?
                Yönetmenliğini Bora Egemen’in yaptığı 2018 yapımı Hadi Be Oğlum’ da hiç düşünmediği bir anda yaşadığı ilişkiden otizmli bir çocuk babası olarak çıkan ve bu çocuğa kendi başına bakmak durumunda kalan Ali Kaptan’ın oğlu ve kendi babası arasındaki ilişki işleniyor.
                Otizm, farklı duyusal özelliklere sahip, toplumun genelinin kullandığı iletişim yöntemlerini kulanmayan, iç dünyasını bilemediğimiz insanların durumuna verilen genel bir tanı. Çok geniş bir düzlem üzerinde kendini gösterdiği için hafiften ilerlemiş otizme; aspergerden atipik olanına kadar farklı görünümleri mevcut. Ancak hepsinin ortak özelliği karmaşık iç dünyalarının anlaşılamaması, göz teması kurmak istememeleri, nadiren kurdukları göz temasında duygunun okunamadığı donuk bir ifadenin olması.
                Filmde Alihan Türkdemir canlandırdığı karakterle bu durumu çok derinden hissettiriyor bizlere. Babası Ali’nin “bana baksın istiyorum, bir kere baksın, bir kere bana baba desin…bazen içinin bomboş olduğunu düşünüyorum” sözleri otizmli bir çocuğu olan ailelerin yaşadıkları duyguyu çok güzel ifade ediyor ve tabii içinize işliyor. Filmde otizm kelimesi hiç geçmiyor. Eğer kriterleri biliyorsanız anlıyorsunuz bilmiyorsanız “vah vah, çocuk babası ile hiç konuşmuyor, adamcağız neler neler yaptı da çocuk babası ile bi konuşmadı, suratına bile bakmadı” diyorsunuz. Her iki durumda da üzülüyor, babasının çaresizliğinin yanında ondan daha güçlü olan sevgi bağını hissediyorsunuz.

MARTIAN CHİLD

                12 yaş itibariyle izlenebilecek film bir yetişkinin bir çocuğu anlamaya ve yaratıcı yöntemlerle onunla bağ kurma hikayesini anlatıyor. Menno Meyjes tarafından yönetilen ve John Cusack, Amanda Peet gibi Hollywood’un ünlü oyuncularının yer aldığı 2007 yapımı filmde travmatik ve garip biri olduğunu düşündüğü bir çocukluk yaşamış, eşini 2 sene önce kaybetmiş bilim kurgu yazarı David, karton kutuda yaşamaya çalışan küçük bir erkek çocuğu evlat edinir. Hikâye de bundan sonra başlar.
                Dennis ailesi tarafından terk edildiği için ağır duygusal travmalar yaşamaktadır. Başa çıkma yöntemi olarak Marslı olduğunu düşünmektedir ve okul gibi farklı sosyal ortamlarda da bir Marslı gibi davranmaktadır. Her ne kandar David zaman zaman bu durumu kabul etmekte zorlansa da bu küçük oğlanla kurduğu ilişki ile bir yandan kendi çocukluğunu da iyileştirmektedir.

THE CYBERBULLY

                Zorbalık en genel anlamda bir kişiyi psikolojik olarak zora sokacak, kendisi ile ilgili algı ve inançlarını sarsacak her türlü eylem olarak tanımlanabilir. Sadece fiziksel şiddet değil, bir kişi hakkında dedikodu üretmek, lakap takmak, görmezden gelip yok saymak, aşağılamak, hepsi zorbalık kapsamına girer.
                Sanal ortamlar da zorbalar için eşsiz fırsatlar sunar. Trollemek adı verilen hakaret içeren yorum ve paylaşımlar, aşağılayıcı ifadeler kullanarak yapılan paylaşımlar da sanal zorbalık kapsamında yer alıyor. Daha da ileri gidecek olursak mavi balina oyununda olduğu gibi kişiyi istemediği eylemlere zorlamak, sanal erişimini ve hesaplarını ele geçirmek de zorbalığın en ileri boyutu denebilir.
                Sanal Zorbalık filmi bu acı gerçeği çok açık bir şekilde ifade etmiş. Zorbaların hangi psikolojik yöntemlerle kişiyi ele geçirdiğini de çok güzel anlatmış. 65 dakikalık bu kısa filmi özellikle çocuğu internet ile haşır neşir olan ailelerin ve ergenlik çağındaki gençlerin izlemesini öneriyoruz. Gerilim tarzında hazırlanmış olması da konunun çarpıcı yönünün altını çizmiş. Madem internet hepimizin vazgeçilmezi, özellikle de cocuklarımızın, o zaman bilinçli hareket etmek gerek.

HER ÇOCUK ÖZELDİR

                Ailelerin ve çocukların kendilerinden farklı olan kişilerin esasında ne kadar özel oldukları gerçeğini anlayabilmelerine yardımcı olabilecek çok güzel bir film. Bu filmde öğrenme güçlüğü yaşayan bir çocuğun yeteneklerinin bir öğretmeni tarafından keşfedilmesiyle hayatının nasıl farklılaştığını anlatılıyor. O zamana kadar fark edilmeyen ve öğretmenin çabasıyla gün yüzüne çıkan yeteneği herkesi mutlu edecektir.Her anne babanın, her eğitimcinin mutlaka izlemesi gereken bir film.

                 Her çocuğun gelişimi farklıdır. Bazı çocuklar yaşıtlarına göre daha geç okuma yazmayı öğrenebilir. Bazı çocuklar normal ya da üstün zeka seviyesine sahip olmalarına rağmen okuma, yazma ve dil becerilerinde problem yaşayabilir. Bu durum özgül öğrenme güçlüğü yada disleksi olarak adlandırılır. Bu çocuklar tembel ya da zeka problemi olan çocuklar değildir. Disleksik çocuklar doğru yönlendirme, ebeveyn ve eğitimci desteği ile başarılı olabilir. Bu çocukların özgüvenlerinin arttırılması hem akademik başarıları hem de psikososyal gelişimleri için çok önemlidir. Peki başarılı ve ünlü disleksikler olduğunu biliyor muydunuz? Örneğin Leonardo Da Vinci, Einstein, Mozart, Tom Cruise, John Lennon bunlardan bazıları.

GİFTED/ DEHA

 Hafta sonu izlenebilecek keyifli bir film. Dünyanın nadir dehalarından olabilecek bir çocuk sırf bu nadir yeteneğe sahip diye çocukluğundan uzak tutulup bir hammadde muamelesi mi görmeli? Yoksa mutluluğuna mı odaklanmalı? Peki ya çocuk ilkini tercih ediyor, kendini ders çalışmaya adıyor, arkadaşlarından uzak duruyorsa ne yapmalı? Çocuk eğitimiyle ilgili daha birçok soruyu aklınıza düşürecek bir film arayışındaysanız filmi seveceğinizi düşünüyoruz.

The Rise of the Guardians

                Yazar ve çizer William Joyce’ un aynı adlı kitabından 2012 yılında uyarlanan “Rise of the Guardians” animasyonunda karanlık korkusu olan küçük bir çocuk yanına aldığı 5 arkadaşıyla hain karanlıkla mücadele ederek dünyanın (aslında kendisinin) ebedi karanlık tarafından ele geçirilmesini engellemeye çalışır. Bu 5 arkadaş Olaf(Noel Baba), tavşan(paskalya tavşanı), uyku perisi, diş perisi ve Jack Frost’tur(büyümeyen neşeli çocuk). Hristiyan Dinî’nin çocukların en sevdiği temel öğelerini kullanan film açık bir dinsel söylem içermiyor. Yine de küçük çocukların mutlaka ebeveyn rehberliğinde seyretmesi gereken filmlerden biri olduğunu söylemeden edemeyeceğiz.
Ana söylemi korkuların üstüne gitmek olan filmi 5 yaş üstü çocuklarınızla keyifle izleyebilirsiniz.

                Korkuların da diğer duygular gibi hayatımızı sürdürme konusunda işlevleri vardır ve bu işlevsellik insanın yeryüzündeki varlığına kadar uzanır. Ancak biz verdiği rahatsızlık hissi nedeniyle genellikle korkulardan kaçınmaya çalışırız. Çocuklarımızın da korkmasını istemeyiz ve onların bu duyguyu yaşamaması için elimizden geleni yaparız. Oysa korku söz konusu olduğunda en işe yarar yöntemlerden biri gerçek ya da düşünsel olarak korkulan şeyi ya da durumu deneyimlemektir.

KÜÇÜK PRENS

Mark Osborne tarafından uyarlanan bu harika film, otomatikleşmiş ebeveyn çocuk ilişkisi içinde tek ebeveynli yalnız bir kız çocuğunun Saint-Euxpery ve Küçük Prensle tanıştıktan sonra çocuk olmanın ne demek olduğunu öyle güzel anlatmış ki. Keza çocukluğunu kaybetmemiş bir yetişkinin bir çocuğun hayatını nasıl zenginlestirdiğini de…

                Film Küçük Prens’in temalarindan yola çıkarak modern hayatın içinde kendini sadece işine odaklamış; proje çocuklar yetiştirmek gayesi ile duygudan yoksun, hedef odaklı ebeveynlere güzel bir mercek tutmuş.

BİG FOOD JUNIOR

                Amerikan eğitim sisteminin adaletsiz yaklaşımından, akran zorbalığına, vahşi kapitalist dünyada doğal olanın savunuculuğuna doğru uzanan, gelişip, ilerleyen bir film “Koca Ayak’ın Oğlu”.
                Kısaca aktaracak olursak: Adam 12 yaşında kendi halinde bir çocuktur. Hayatının okul ve zorba çocuklar nedeniyle sıkıştığı bir dönemde bebekken kaybettiği babasına ilişkin bir not bulur. O döneme kadar okulda zor anlar yaşayan Adam’ın hayatı bir anda maceralı bir yolculuğa dönüşür. Devamını 6 yaş üstü çocuklarınızla birlikte keyifle izleyebilirsiniz. İyi seyirler.

Bread Winner


                Yapımcılığını A.Jolie’nin üstlendiği 2017 yılının en iyi animasyon oscarına aday gösterilen Breadwinner ya da Türkçe adıyla Pervane’de Afganistan’da Taliban rejimi altında yaşamını sürdüren bir kız çocuğunun öyküsü anlatılıyor. Oldukça aklı selim bir kişi olan babasının haksız yere tutuklanmasının ardından erkek kılığına girerek evin geçimini sağlamaya çalışan Pervane’nin öyküsü son derece ibretlik.
                Çocuğunuzun farklı yaşamları, hayatta kalmak için verilen mücadeleleri görüp, kültürlerarası bir bakış açısı kazanmasını istiyorsanız bu filmi 9 yaş üstü çocuğunuzla izleyebilirsiniz. Lütfen birlikte izleyin. Ebeveyn rehberliği gerekli bir film. Duygusal olarak çok etkileneceğini düşünüyorsanız biraz erteleyebilirsiniz.
                Filmin biraz Batılı oryantalist bakışaçısına sahip olduğunu ve bir takım basma kalıp öğeleri kullandığını da dip not olarak eklemekte yarar görüyoruz.

The Good Dinosaur 2015  İyi Bir Dinazor Animasyon film

Çocuğunuzla birlikte izleyebileceğiniz Disney Pixar’ın yönetmenliğindeki bu animasyon filminde animasyon küçük bir çocuk ile dinazorun arkadaşlığı konu alıyor.

Hayata yeni gözlerini açmış Arlo talihsiz bir olay sonucunda ailesini kaybeder. Şimdi bu zorlu hayatta yaşımına devam edebilmek için kendi başına mücadele vermek zorundadır. Uzun macera dolu bir yola çıkan dinozor kötülüklerle savaşırken ona yeni arkadaşı olan küçük insan yardım edecektir. Filmi izledikten sonra çocuğunuzla dinozor Ario’nun yendiği korkular ve gerçek arkadaşlığın gücü üzerine sohbet edebilirsiniz.

OZ BÜYÜCÜSÜ / THE WIZARD OF OZ (Victor Fleming, 1939)

Masal filmleri içinde “Oz Büyücüsü”nün yeri tabi ki ayrıdır. Bir defa tüm masal formları içinde en sağlam dramatik yapıya sahip çocuk hikayelerinden biridir. Kişinin kendisinde eksik bulduklarının aslında yine kendisinin içinde saklı olduğunu çok iyi anlatır. Önemli olan kendini tanımaktır… Dorothy’nin ve onun diğer arkadaşlarının bu uzun yolculuğu çok önemli insanlara ilham kaynaklığı etmiştir… Mümkünse kitabını da okutmanızı tavsiye ederim…

PİNOKYO/ PINOCCHIO (1940)

Klasik Disney animasyonları belki şimdiki çocuklar için biraz ilkel gelecektir. Ama “Pinokyo”nun klasik hikayesi çok geçmeden onları içine çekecek güçtedir. Yalan söylemenin, inat etmenin aslında çoğu çocuğun daha ilk büyüme sancılarının bu masal formunda ele alındığını söylemek mümkün. Pinokyo’nun kitabını okumayan çocuklara Disney’in klasiğini mutlaka izlettirin.

YAĞMUR ALTINDA / SINGIN’ IN THE RAIN (Stanley Donen, 1952)

Listede sizi şaşırtacak müzikaller de olabilir. “Yağmur Altında” 7 – 10 yaşları arasında bir çocuğun rahatlıkla izleyebileceği bir müzikal. Rengarenk görüntüler eşliğinde Gene Kelly, Donald o’Connor ve Debbie Reynolds’ın güleryüzlü dansları, ünlü “Good Morning” ve “Singin in the Rain” şarkıları (koreografileriyle) çok dikkat çekici ve çok eğlenceli. Film aynı zamanda başarılı bir komik de. Ve başarıyı yakalamanın kapristen, aşırı hırstan ve birilerine kötülük yapmaktan geçmediğini anlatan şeker gibi bir filmdir…

KIRMIZI BALON / LE BALLON ROUGE (Albert Lamorisse, 1956)

Türkiye’de pek az bilinen ama aslında dünyanın en iyi çocuk filmlerinden biri… Aslında 34 dakikalık bir kısa film. Bir kırmızı balonun bir çocukla kurduğu dostluk diyalogsuz, şahane bir görsellikle anlatılıyor. 1957’de senaryosuyla Oscar almış bir filmdir. Arkadaşlığın ve vicdanlı bir birey olmanın önemini anlatan şahane bir film…

BÜLBÜLÜ ÖLDÜRMEK / TO KILL A MOCKINGBIRD (Robert Mulligan, 1962)

Önyargılar, haksızlık, gerçek adalet… Bu kavramları ele alıp da bu kadar güzel anlatan en iyi 10 filmin arasındadır “Bülbülü Öldürmek”. Üstelik bunu bir kız ve bir erkek çocuğun dünyasından hiç uzaklaşmadan yapıyor. Avukat bir baba haksız yere suçlanan siyah müvekkilini kurtarmaya çalışırken çocuklarına çok güzel dersler veriyor. Filmlerde aksiyona ya da komediye çok alıştırılmış çocuklar için zorlamayın derim. Ama eğer çocuğunuzla konuşarak, yorumlar yaparak izlerseniz çok temel bazı meseleleri halletmiş olursunuz… Harper Lee’nin bu olağanüstü kitabının şahane uyarlamasında Greogory Peck bir baba gibi hepimizi kucaklar adeta…

GÖKTEN İNEN MELEK / MARY POPPINS (Robert Stevenson, 1964)

“Mary Poppins” çocuklarına karşı hayli mesafeli duran bir banker babanın mutsuz çocuklarına dadılık yapmaya gelen şahane bir kadını hayatımıza sokar. Poppins’in sihir dolu numaralarla çocukların yardımına gelmesi, güzel şarkılarla, zamanının çok önünde görsel bir şölenle aktarılıyor. Süresi biraz uzun kaçabilir (139 dk.) ama bütün pozitif duyguları içinde barındırıyor..

NEŞELİ GÜNLER / THE SOUND OF MUSIC (Robert Wise, 1965)

 Julia Andrews müzikali… 174 dakika olduğu için ikiye de bölerek izletebilirsiniz bu filmi… Yedi çocuklu dul bir deniz subayı olan Georg Von Trapp’ın çıktığı deniz seferleri sırasında evle ve çocuklarla ilgilenecek biri lazımdır… Sihirli numaraları olmasa da çok güzel şarkı söyleyen ve iyimserliği, nezaketi, insancıllığı ve anaçlığı ile şahane bir kadın olan Maria gelir. Çocukların bazıları en başta ona alışamasa da Maria hepsiyle doğru frekanslarda buluşur… Sadece çocuklar değil Von Trapp da ondan çok etkilenir… Filmin bir yerden sonrası savaşın iyiden iyiye insan hayatlarını tehlikeye soktuğu günlerde geçiyor. Bütün zorluklara göğüs gerebilmek için yaşamanın aslında ne kadar güzel olduğunu hatırlamamızın ne kadar önemli olduğunu anlatan temasıyla ölümsüz bir filmdir…Rengarenk, iyimser ve şiir gibi mutlu eden bir doping filmdir “Neşeli Günler”… 

 FANTASIA (Norman Ferguson, 1940)

1940 yapımı mucize gibi bir animasyon… 125 dakikalık bir Disney ve müzik şöleni… Schubert’inden Beethoven’a, Tchaikovsky’den Stravinsky’e dünyanın nice önemli bestecilerinden son derece tanıdık eserler eşliğinde Mickey, Donald ve birbirinden yaratıcı Disney figürleri… Her eser için animasyon klipler,  kısa hikayeler yaratılmış…Müziğin renklerle ve çizgilerle dansı “Fantasia”, çocukların hayal dünyasıhitap eden harika bir müzikal şov.. Bir yandan da klasik müziğe belli bir aşinalık sağlamak için de ilk adımınız olabilir…Özellikle Mickey’nin başrolde olduğu “Büyücünün Çırağı” bölümü ise çocukların en sevdiği bölüm olacak…

“Fantasia”nın devamı niteliğinde “Her yaştan çocuğa izletebilirsiniz.. 

PAL SOKAĞI ÇOCUKLARI / A PAL UTCAI FIUK (Zoltan Fabri, 1969) 

Ferenc Molnar’ın ölümsüz çocuk romanı dev gibi bir cesaret öyküsüdür… Pal sokağının çocukları iki çeteye ayrılmıştır ve adeta bir asker disipliniyle birbirleriyle toprak savaşına girişirler. İçlerinde en ufak tefek olanı, sarışın Nemeczek hepimize büyük bir ders verir. Onurla, cesaretle, dimdik durarak tüm zorluklara rağmen ayakta kalmayı bize öğretir. “Pal Sokağı Çocukları”nın mutlaka çocuğunuza okuyunuz. Sonra da usta Macar yönetmen Zoltan Fabri’nin bu harika uyarlamasını oturup beraber izleyiniz, sonunda biraz üzülebilirsiniz ama hayat da böyle bir şey malesef… Nemeczek çocuğunuza inandığı şey için mücadeleden asla vazgeçmemesini öğretecek.

WILLY WONKA VE ÇİKOLATA FABRİKASI / WILLY WONKA AND THE CHOCOLATE FACTORY(Mel Stuart, 1971) 

Roald Dahl’ın bu enteresan çocuk kitabının tuhaf uyarlaması bambaşka bir evrene sokar izleyicilerini…

Çikolata fabrikası sahibi Willy Wonka yıllardır sakladığı çikolata fabrikasını beş şanslı çocuk ve onların velileri çin açmaya karar verir. Bu beş çocuk hem fabrikanın içini gezecek ve bu muhteşem lezzetlerin nasıl yapıldığına şahit olacaktır, hem de içlerinden şanslı olan bir tanesinin ömür boyu çikolata ihtiyacı karşılanacaktır. Bu çocukların en fakiri Charlie bir süre sonra bu yolculuğun yıldızı olacaktır… İçerde ters giden bazı durumlar onun sayesinde aşılacaktır…

Paranın getirdiği özgüvenin yanıltıcı olduğunu, oburluğun bazen ne kadar zarar getirdiğini, mutevazi bir kişiliğin, dürüstlüğün ve samimiyetin ne kadar ayırt edici olduğunu gösteren zengin temalı bir çocuk fantezisi…

NEŞELİ GÜNLER (Orhan Aksoy, 1978) 

9-10 yaşlarında bir çocuk, eski samimi Türk komedi filmlerine hazır demektir… Arzu Film ekolüne ait kimi filmleri biz hâlâ bıkmadan usanmadan izleyip hâlâ birbirimize anlatırken onları bunlardan niye mahrum edelim ki?Çocuklarımızın bir zamanların Türkiye’sini, insanlarını ve nelere gülündüğünü bilmeleri, tecrube etmelerini ben çok önemsiyorum… Bu yüzden bu filmlerden öncelikli olarak “Neşeli Günler”i öneriyorum… Sadık Şendil’in senaryosu çok insani duygularla yazılmış, içten ve sıcaktır.

6 çocuklu ve turşuculuk yaparak geçinen Kazım Efendi ile Saadet Hanım, turşu suyu yüzünden kavga edince evleri ayırmaya karar veren evli bir çifttir! Herkes üçer çocuğunu alır ve ayrılırlar. Aradan yıllar geçer ve çocuklar büyüyünce birbirlerini bulmak isterler… “Neşeli Günler”, “Mavi Boncuk” ve “Gülen Gözler” gibi filmler bugünün Türk toplumunda giderek kaybolmaya yüz tutmuş kimi değerleri hatırlatması açısından önemli, seyri kolay ve eğlenceli filmlerdir… Aile olmanın ne olduğunu, komşuluğu, sevgi ve saygının bir arada nasıl tutulabileceğini, yardımseverliği, samimiyet ve mutevazı olmanın anlamını anlatan filmlerdir… Mutluluğun parayla çok ilgisinin olmadığını da -fazla gerçekçi olamadığı zamanlarda bile- güzel anlatır bu filmler… 

. THE MUPPET MOVIE (James Frawley, 1979)

 “Susam Sokağı” kadar eğitici olmak derdinde olmayan, daha çok eğlenceli olmayı hedefleyen “The Muppet Show”un ilk sinema filmi 1979 yapımı olan bu filmdir… Kermit ve arkadaşları Hollywood’a doğru yola çıkıp ilk sinema filmlerini çekmeye çalışırlar bu filmde. Kaliteli esprilerle dolu, birlikte izlendiğinde çok eğlenebileceğiniz bir film bu. 4-5 tane devam filmi de var üstelik… Yeni çevrim “Muppet” filmleri de -özellikle de 2011 yapımı “Muppets”ı- hararetle öneriyorum. 2011 yapımı “Muppets”ın çocukların “özgüven” meselesini çok iyi çözen bir hikayesi var. “Man or Muppet” şarkısına da ayrıca dikkatinizi çekmek istiyorum…

KUTSAL HAZİNE AVCILARI / RAIDERS OF THE LOST ARK (Steven Spielberg, 1981) 

Bir arkeolog olan profesör Jones, maceradan maceraya atlayarak dünya tarihine ve kültürlerine ait değerli şeylerin kötülerin eline geçmesine engel olmakta ve onları olması gereken yerlere yani müzelere emanet etmektedir… Steven Spielberg’in bu katıksız macera filmleri çocukların kaliteli eğlence zamanları için ideal. Ayrıca eğitimini aldığı mesleğinde uzman bir arkeologdur Jones ve bilgi düzeyi çok yüksektir. Yani çocuklarınıza çok bilgili biri olmanın, eğitimlerini tamamlamalarının avantajlarını anlatmanız açısından da örnek teşkil edebilir. 

İlk filmde sözkonusu kutsal sandığın açılış sahnesiyle, ikinci filmin birkaç sahnesi küçük çocukları biraz ürkütebilir. Ama üçüncü filmde öyle bir sorun yok. Oldukça zorlama olan ve ilk üç filmin yanına bile yaklaşamayan dördüncü filmi izletmeseniz de olur kanımca ama haberi olduğunda onu da izlemek isteyecektir illa ki…!

E.T. / E.T.: The Extra-Terrestrial (1982)

Annesiyle babası ayrı olan ve kendisini çok yalnız hisseden 10 yaşındaki Elliott, yanlışlıkla dünyada unutulmuş yalnız bir uzaylı çocukla karşılaşırsa ne olur? Elliott’un E.T. ile olan dostluğu ve onu ‘anlayışsız’ büyüklerden koruyup evine döndürebilmek için verdiği mücadele yürek ısıtan bir tonda anlatılır. 

Çocukların düyasından bir saniye bile uzak durmayan bir anlayışla çekilmiş bu önemli klasik… Kameranın durduğu açı bile çoğunlukla çocukların boylarını geçmiyor. Birbirinden ne kadar farklı olsalar da çocukların birbirleriyle doğru iletişim kurabileceklerinin bir kanıtıdır bu film. Birbirini anlamanın ne kadar önemli olduğunu, iyiliğin ve masumiyet gibi duyguların evrensel olduğunu ve gerçek arkadaşlığın anlamını “E.T.”den daha iyi anlatan film azdır doğrusu…

Kız erkek farketmez, 6-7 yaşından itibaren gönül rahatlığıyla izletin…

THE KARATE KID (John G. Avildsen, 1984) 

Ergenliğe adım atan çocukların özgüven problemlerine iyi gelecek bir filmdir “The Karate Kid”… Babasından ayrı annesiyle yaşayan Daniel yeni taşındıkları mahallede çevresiyle uyum sorunu yaşarken mahallenin karate kulübünün serseri gençleriyle atışır. Bu kabadayı çocuklardan en başta sıkı bir dayak yer ama yeni tanıştığı Japon asıllı tesisatçı Bay Miyagi ona kendisini savunmayı ve ne olursa olsun yılmamayı, sabrı ve kendi bedeniyle dost olmasını öğretecektir…

Spor, depresyona meyilli bir çocuğun hayatını kurtarabilir, onu iyileştirebilir. “The Karate Kid”de Bay Miyagi, zaten özgüven sorunu yaşayan Daniel’ın intikam hislerini ve kızgınlığını şiddetten uzaklaştırıp spora yöneltmesini sağlar. 
Çocuklara 9-10 yaşlarından itibaren izletilebilinirse daha iyi anlayacaklardır…

HİÇ BİTMEYEN ÖYKÜ / THE NEVERENDING STORY (Wolfgang Petersen, 1984)

Çocuk romanları yazarı Michael Ende’nin ünlü fantastik romanı “Hiç Bitmeyen Öykü” 80’li yıllarda daha çok Limahl’ın aynı adlı şarkısıyla zihinlerde yer etmişti. Annesini küçük yaşta kaybetmiş, yalnız bir çocuk olan Bastian, filmin hemen başında babası tarafından küçük bir uyarı alır. Annesinin yasını tutarak, hayal dünyasına sığınarak ve sadece kendisini kitaplara vererek yaşamayı sürdürmemelidir. Babanın iyi niyetli ama yanlış ifade ettiği temenniler Bastian’a iyi gelmez. Zaten okuldaki üç zorba çocukla da başı derttedir. Onlardan kaçarken sığındığı bir kitapçı dükkanının yaşlı bir satıcısı ona bir kitap önerir… Bastian bu kitapla Fantasia adlı hayali bir evrende geçen büyük bir maceraya tanık olur. Kitabı sadece okumakla kalmaz, kitaptaki olaylara yön veren bir rolü olduğunu da keşfeder…
Bastian’ın okuduğu kitaptaki Fantasia evreni aslında tüm insanların hayallerini barındıran bir “hayal dünyası”dır ve büyüklerin hayal dünyasından vazgeçmesi yüzünden yokolma tehlikesi altındadır.. Ende’nin alegorik yaklaşımı çok enteresan ve küçük kahramanını aslında o kadar karamsar bir dünyanın içinde o kadar çaresiz bırakıyor ki uzun süre… Neyse ki finale doğru her şey toparlanıyor. Çocuklara hayal dünyalarının korumaları gerektiği, umutsuzluğa asla yenilmemeyi ve kitap okumanın ne kadar özel bir şey olduğunu anlatmak için uygun bir film…… 

PEE-WEE’NİN BÜYÜK MACERASI (Tim Burton, 1985)

7-8 yaş için gayet uygun bir Tim Burton filmi “Pee Wee’nin Büyük Macerası”. Çocuklar için Mr. Bean gibi sayılabilir. Aslında çok çok sevdiği kırmızı bisikleti çalınınca onu bulmak için ülkeyi baştan başa kateden aşırı çocuk ruhlu Pee Wee Herman’ın macerasında kimi kabus sekansları daha küçük seyirciler için biraz ürkütücü gelebilir. Ama rengarenk atmosferiyle eğlendirirken, Tim Burton’ın daha sonraki filmlerinde de kendisini çokça gösterecek olan grotesk hikaye anlayışı onları daha karmaşık filmlere de kolayca hazırlayabilir…  Çok da eğlenceli bir film olduğunu da ayrıca belirtmem gerek. 
Hazır yeri gelmişken aynı yaş grubu için Burton’ın “Noel Gecesi Kabusu” (The Nightmare Before Christmas) filmini de buradan önereyim… Çocukların korku filmlerine ve hikayelerine olan merakını komediyle ve iyi bir hikayeyle harmanlayan bu eşsiz stop-motion film ailece de izlenebilecek nefis bir film. Yine de çok hassas çocuklar için 7 yaş da erken gelebilir… Burada karar anne-babalara düşüyor biraz…  


HAZİNE AVCILARI / THE GOONIES (Richard Donner, 1985)

1980’lerin en sevilen çocuk filmi kesinlikle “Hazine Avcıları”dır. Bir sahil kasabasında, geniş bir otoyol geçeceği için istimlak edilme tehditiyle karşı karşıya kalan, evlerini kurtarmaya çalışan bir çocuk çetesi büyük bir maceraya atılırlar. Buldukları bir hazine haritasını takip ederek bir haydut çetesinin sığındığı eski bir evin bodrumuna inerler ve ünlü bir korsanın hazinesini ararlar. 
“Hazine Avcıları” büyümenin eşiğine gelmiş çocukların güzel bir amaç için bir araya gelip, abi ve ablalarının da yardımıyla, birbirlerinden güç alarak ve birbirlerinin en iyi özelliklerine saygı duyarak bir görevi başarmalarını anlatıyor. Esprili sahneler, heyecanlı durumlar, Cyndi Lauper’ın neşeli şarkısı ve harika çocuk oyuncularla dolu tam bir aile komedisidir bu film. Özellikle Chunk adlı obur çocuk film boyunca bir şeyler yemeye çalışmasıyla her izleyenin en gözde kahramanı oluyor filmde…

. YANIMDA KAL / STAND BY ME (Rob Reiner, 1986)

Tam 12 yaş filmidir “Yanımda Kal”. Bu yüzden 12 ve sonrası erkek çocuğunuzla birlikte izlemek en doğrusu olacaktır… O zaman filmdeki kimi detaylar çocuklar için rahatsız edici olmaktan çıkmaya başlar…
1960’lı yıllarda Amerikan kırsalında yaşayan 12 yaşlarında dört arkadaş, ilkokulu yeni bitirmişlerdir. Önlerinde yeni bir gelecek var ama nasıl bir gelecek belirsiz… Belki de birlikte geçirecekleri son yazda beraber iki günlük bir yolculuğa çıkacaklar ve bu yolculuk sinemada çıkılan her yolculuk gibi aslında kendi içlerine yapacakları bir yolculuğa dönüşecektir…
Uyarlandığı hikayenin yazarı Stephen King’in de dediği gibi; yolculuğa çıkan erkeklerden hep iyi hikayeler doğar. Arkadaşlarının cesedini bulmak için bir tren yolunu takip eden dört tane çocuktan kötü bir hikaye çıkması da neredeyse imkansızdır. Nitekim yol boyunca içlerinden birinin de dediği gibi “oğlanların kızları keşfedene kadar önemli sandığı her konuda” konuşurlar. 
Erkek çocuklarının hayatını şekillendiren, onların karakterlerine işleyen kimi tecrübeler vardır. Bu dört çocuk da bunların bazılarını yaşıyor hayatlarının o günlerinde: İlk kez ölüm gerçeğiyle karşılaşmak, ilk kez gerçek bir tehdide maruz kalmak, ciddi bir kavgayla burun buruna gelmek, ilk kez evden uzaklaşmak ve ilk kez ebeveynleri tarafından hayal kırıklığına uğratılmak… Bu dört çocuğun aralarındaki en belirgin ortaklık tam da burada gösteriyor kendisini; hepsi de baba sevgisinden mahrum kalmış çocuklardır. Ebeveynlerinde bulamadıkları büyük destekleri birbirlerinde ararlar. Birbirlerinin omuzlarında ağlarlar, itiraflarda bulunurlar…
“Yanımda Kal” büyümenin hüznünü de içeren büyük bir dostluk filmidir… 

 THE PRINCESS BRIDE (Rob Reiner, 1987)

 “The Princess Bride”. Senaristi William Goldman’ın kendi yazdığı romanından senaryolaştırdığı film, klasik prensesli masalların daha çok aksiyona ve komediye hatta parodiye evrildiği bir hikayeye sahip. Goldman’ın romanı daha çok yetişkinlere yönelik olsa da filmi de hayli çocuksu bir eğlence kaynağı…
Dünyanın en güzel prensesi olan Buttercup, kötü bir prensle nişanlanıyor ama gerçek aşkını ondan yıllar önce tanımış ve onu kaybetmiştir aslında. Düğünden hemen önce üç haydut tarafından kaçırılır ama gizemli bir maskeli adam onu kurtarmaya çalışır. Ancak başedilmesi gereken asıl kötü Buttercup’ın kibirli nişanlısıdır…
Robin Wright’ın en güzel zamanını da içinde barındıran film, bugünün dev bütçeli macera/aşk filmlerinden çok daha sakin bir tonda ama komik diyalog ve durumlarla süslü enteresan bir masal film. Gerçek sevginin zamana karşı nasıl da direndiğini anlatan, özellikle annelerin de kendilerini kaptırabilecekleri bir film. Çocuğunuzun ilk aşk filmi olabilr aynı zamanda… 8 yaşından itibaren kız-erkek çocuklarınıza gönül rahatlığıyla izletebilirsiniz…

 KOMŞUM TOTORO / TONARI NO TOTORO (Hayao Miyazaki, 1988)

Nihayet bir Miyazaki filmi… Listeyi kronolojik sıoraya göre hazırlayınca Miyazaki filmlerine anca 80’lerin sonunda ulaşabildik…
Büyük üstat Hayao Miyazaki’nin filmografisinde boş yok aslında. Ben listeye özellikle iki filmini koyuyorum. İlki “Komşum Totoro” tabi ki. Hatta Miyazaki filmlerine başlangıç yapmak için de en uygun film bu. 4 yaşından itibaren çocukların ilgisini çekebilecek tatlı mı tatlı, şahane bir çocuk klasiğidir.
Anneleri hasta olan iki kız çocuğu, biri 10 diğeri 4 yaşında, babalarıyla birlikte kırsal bir bölgede yeni bir eve taşınıyorlar. Kızlar yeni evi keşfederken bir takım sihirli küçük yaratıkların varlığına da şahit oluyorlar. Sonra evlerinin hemen yakınlarında bunların en büyüğü olan “Totoro”yla tanışıyorlar.
Miyazaki filmlerinin kahramanları, özellikle de küçük kız çocukları özgür bir şekilde etraflarını keşfeden, meraklı ve hayal dünyaları çok geniş kızlardır. Batıda bile bazı aileler bu filmlerin bu özelliklerine takıklardır. Ama ben buna takılmanın yanlış olduğunu düşünüyorum. Miyazaki filmleri hayal dünyası çok geniş hikayeler barındırırlar, çevrecidirler, iyi mesajlar veren, duygusal ve çok insancıl filmlerdir.

Totoro’da da tüm Miyazaki filmlerindeki iyi özelliklerin tümünü bulabilirsiniz. Sonra da “Küçük Cadı Kiki”, “Küçük Deniz Kızı Ponyo”, “Gökteki Kale”, “Rüzgarlı Vadi” gibi filmlerle devam edebilirsiniz…

 KÜÇÜK DENİZKIZI / THE LITTLE MERMAID (1989)

Hans Christian Andersen’in en ünlü masllarından biri olan “Küçük Denizkızı” Disney’in de en hüzünbaz animasyonlarından biridir… Güzel sesli, güzel denizkızı Ariel’in kandırılış hikayesini anlatır. Bir fırtınada kurtardığı Eric adlı prense aşık olan Ariel deniz cadısı Ursula’yla bir anlaşma yapar. Eric’le mutlu olabilmek için insan olmak istiyordur. İki bacak karşılığı sesini vermeye hazırdır. Ancak üç gün içinde Eric’i bulup onu öpmelidir. Bu olamazsa Ursula’nın sonsuza dek kölesi olacaktır…
Evet içinde bir erkekle mutlu beraberlik yaşamayı arzulayan ve onu bulup öpmek zorunda olan bir genç kız var! Ama yine de küçük kız çocukları için erken bir uyanış sayılmaz Ariel’in macerası. Pamuk Prenses de Uyuyan Güzel de öpücükle iyileşmiyorlar mı? 6 yaşından itibaren özellikle kız çocukları için uygun bir film. Masalın mutsuz finali çocukların morali bozulmasın diye değiştirilmiş. Bazı yan komik öğeler eklenmiş ve pek de güzel müziklerle donatılmış. 
 EVDE TEK BAŞINA / HOME ALONE (Chris Columbus, 1990)

Dünya çapında kimsenin beklemediği büyük bir başarı kazanan “Evde Tek Başına”, aslında çok basit bir formüle sahip. Yaramaz çocuk filmlerinden, slapstick komedilere bir dizi ilham kaynakları vardır. Kalabalık bir ailenin çıkacakları Noel tatili hazırlıkları içinde çocuklardan birini evde unutmasıyla başlayan hikaye eve girmeye çalışan iki hırsızın ortaya çıkışıyla şenlenir… 8 yaşındaki zeki çocuk Kevin evini ve kendisini cansiperane bir şekilde korur…
Kevin ve hırsızlar arasındaki mücadele “Tom ve Jerry” çizgi filmlerini andırır ve buradaki şiddet aynı o çizgi filmlerdeki mantıkla bir araya getirilir. Kevin’in hırsızlara kurduğu tuzakların son derece can yakıcı ve hatta öldürücü sonuçları vardır normalde… Bu filmi çocuklara izletirken bu farkındalığı da onlara belirtmeliyiz ki benzer numaraları denemeye kalkmasınlar… 
“Evde Tek Başına” Kevin’in korkularının üstesinden gelebilmesi açısından, çocukların kendilerine olan özgüvenlerine fayda sağlayabilecek aynı zamanda da kahramanının bir çocuk olmasından dolayı çok da eğlenecekleri bir film olacaktır… 
Serinin ikinci filmi de ilkinin benzer özelliklerini taşıyor. İlk filmdeki ihtiyar adamdan çok korkan Kevin, ikinci filmde de parkta yaşayan kuşçu kadından çok korkuyor. Çocuklarınıza bu karakterlerin aslında korkunç olmadıklarını Kevin’in de bir süre sonra bunu anladığını anlatın…


GÜZEL VE ÇİRKİN / BEAUTY AND THE BEAST (Gary Trousdale, Kirk Wise 1991)

“Güzel ve Çirkin” (La Belle et la Bête) aslında ağızdan ağıza yayılan bir halk masalıdır. 18. yüzyılda ilk kez Jeanne-Marie Le Prince de Beaumont adlı bir Fransız yazar tarafından derlenip kitaplaştırıldığı için onun adıyla anılır. Güzel bir masaldır. İyiyi ve güzeli herkesin sevdiğini, önemli olanın çirkinin, kötülüğün ardındaki iyiliği ve sevgiyi keşfetmek olduğunu anlatır. Belki bir “Pamuk Prenses” ya da “Külkedisi” masalları kadar ünlenememiştir, hatta Disney’in 1991 yapımı devrimci animasyon filmi yapılana kadar da epey geride kalmış bir masaldır.
Kayıp babasını arayan güzel Belle’nin karşılaştığı Canavar, aslında bir büyü yüzünden bu hale gelmiş bir adamdır. Dışının çirkinliği yıllar içinde içindeki iyiliği de yok etmiştir. Ancak Belle, onun yeniden özünü bulmasını sağlayacaktır elbet…
Disney’in her açıdan en güçlü animasyonlarından biri, aynı zamanda iyi bir müzikal. 6 yaşından itibaren izletilebilir ama bazı hassas çocuklar canavarın bağırıp çağırdığı kimi sahnelerinden biraz ürkebilirler.


JURASSIC PARK (Steven Spielberg, 1993)

Batıda uzmanların 12 yaş sınırını tavsiye ettiği filmi korku eşikleri hayli yüksek günümüzün 8-9 yaşındaki çocukları da izleyebilir aslında. Sonuçta bir dinozor hayranlığı içinde büyüyorlar. Dinozorların etobur olanlarının ne kadar tehlikeli olduklarının da aslında farkındalar. Ama bazı hassas çocuklar için 12 yaşını beklemek kesinlikle daha doğru… 
Eğer “benim çocuk bunu kaldırabilir” diye düşünüp, “Jurassic Park” filmlerini çok beklemeden 8-9 yaşında izletmeye kararlıysanız, yine de kimi vahşi dinozor sahnelerini hızlı geçmenizde fayda var. Yalnız üçüncü filmin diğerlerinden daha ‘yetişkin işi’ olduğunu belirtmekte fayda var… 

Yorum Yazın