Sıkça Sorulan Sorular

Sıkça Sorulan Sorular

Psikolojik danışmaya başvuranlar hakkında akademik dosyalarına olumlu-olumsuz yazılar yazılır mı?

Psikolojik danışma ilişkisinde gizlilik esastır. Her türlü bilgi gizli tutulur. Psikolojik Danışma ve Rehberlik Merkezi’nde, bilgi ve kayıtların saklanması, başkalarıyla paylaşılması ya da yok edilmesinde etik kurallara uygun davranılır. Psikolojik danışma ilişkisi ile ilgili tüm kayıtlar (görüşme notları, test verileri, yazışmalar ve her türlü diğer dokümanlar) danışmanın çalışmakta olduğu kurumun malı değildir. Bunlar mesleki amaçlarla kullanılır ve öğrencinin izni olmadan başkalarına açıklanmaz. Akademik kayıtlara geçmez. Sadece kişinin veya bir başkasının yaşamını tehlikeye atacak bir durum söz konusu olduğunda ilgili bilgiler yetkili mercilerle paylaşılır.

Psikoterapi nedir?

Çok kısaca tanımlanacak olursa psikoterapi bir uzman eşliğinde konuşma yoluyla sorunları aşma sürecidir. Konuşma yoluyla bir diğerine yardım etmek aslında günlük hayatta insanların sıklıkla birbirlerine yaptığı bir şeydir. Psikoterapi ise daha farklı ve özel bir aktivitedir.

Danışan-terapist arasında güvene dayalı bir ilişkinin bulunduğu,

Açık ve kaliteli bir iletişimin kurulduğu,

Problemi açıklama ve çözüm yollarının psikolojik teorilere dayandığı,

Kişiyi bütünsel olarak geliştirmeye odaklanan,

Danışanın mevcut koşullarındaki ihtiyaçlarına uygun şekilde yardım etmek ve zarar vermemek konusunda özel olarak eğitim görmüş bir uzmandan alınan,

Belirli bir ücretlendirme ile profesyonel olarak, belirli bir düzenliliğe göre yürütülen bir süreçtir.

Psikolog beni değiştirir, sorunlarımı çözer mi?

Psikolog görüşmeleri, antrenörle çalışmak gibidir. Psikolog, kişinin ulaşmak istediği hedeflerini, isteklerini, çelişkilerini anlamakta yardımcı olur, hedeflerine nasıl ulaşabileceğine dair yol gösterir ve değişim süresince motivasyonunu destekler. Ancak gerçek değişim, kişinin inançlarını ve isteklerini, içinde bulunduğu çevrenin koşullarına uygun olarak günlük hayata taşıyabildiği zaman gerçekleşir ki, bu da danışan kişinin aktif katılımını gerektirir. Kalıcı bir değişim, psikolog ve danışanın, değişim hedeflerine eşit ölçülerde bağlı kalmalarıyla gerçekleşir.

Psikoloğum anlattıklarımı haberim olmadan yakınlarımla ya da başkalarıyla paylaşır mı?

Pek çok danışanın psikoterapiye gelirken en çok korktuğu unsur, anlattıklarının terapi odasının dışına sızması ve başkaları tarafından öğrenilmesi korkusudur. Psikoterapi odası kişinin en yeri geldiğinde mahrem sırlarını ortaya koyduğu özel bir alandır. Bu sebeple psikoterapinin en önemli etik kurallarından bir tanesi, psikoterapistin gizlilik ilkesine sadık kalmasıdır. Psikoterapi, terapist ile danışan arasındaki terapötik ilişkide inşa edilecek temel güven duygusu üzerine bina edilir. Eğer danışan, terapistinin gizliliği sağlamadığı hakkında bir güvensizlik yaşıyorsa, terapiden fayda görmek oldukça zordur. Bu problem terapiye direk olarak etki eder ve açıkça konuşmakta zorlanırsınız.

Genellikle ilk seansta kurulacak olan terapötik ilişkinin çerçevesinden bahsedilerek danışan gizlilik ilkesi hakkında terapisti tarafından bilgilendirilir. Eğer terapinin devamında böyle bir kaygı yaşıyorsanız, bunun en güzel çözümü, hissettiğiniz endişeyi terapistinizle açık yüreklilikle paylaşmaktır. Türk Psikologlar Derneği’nin web sitesinde Etik yönetmeliği hakkında yayınlanmış olan bildirgeyi okuyarak, psikologların gizlilik konusundaki yükümlülükler hakkında bilgi sahibi olabilir, ya da linke tıklayarak sitemizden konu hakkında daha detaylı bilgi alabilirsiniz: Gizlilik İlkesi

Psikologlar ilaç da yazar mı?

Psikiyatristler, altı yıllık tıp eğitiminden sonra TUS’a (tıpta uzmanlık sınavı) girerek psikiyatri alanında uzmanlaşmış tıp doktorlarıdır. Psikolojik sorunların tedavisi için ilaç yazma ve ilaç tedavisi uygulama yetkisine sadece psikiyatristler sahiptir. Ancak psikiyatristler, psikolojik sorunları sadece ilaçla tedavi etmezler. Eğitimleri süresince eğitim aldıkları klinikten ve dışarıdan psikoterapi eğitimleri alarak psikoterapi uygulama yetkisine de sahip olurlar.

Psikologlar ise, Fen-Edebiyat fakültelerinin 4 yıllık psikoloji bölümünden mezun olurlar.Bu süreçte psikoterapi eğitimi almazlar. Bir psikoloğun danışan görmesi ve terapi uygulayabilmesi için, psikoloji eğitiminin dışında uzun süreli terapi eğitimi alması ya da klinik psikoloji yüksek lisansı yapmış olması gereklidir.


OYUN TERAPİSİ NEDİR?

Çocuklar oyun oynamayı severler. Yetişkinler kadar duygularını anlayabilme ve konuşabilme becerileri gelişmemiştir. Bu nedenle, oyunun, çocuklara deneyimlerini ve duygularını ifade etme fırsatı sunduğundan iyileştirici bir özelliği vardır. Çocuklar, oyunlarında davranışlarını etkileyen kızgınlık, üzüntü, korku, ya da hayal kırıklığı gibi duyguları terapistin sağladığı güvenli bir ortamda yeniden canlandırabilirler.

Oyun terapisi, terapistin çocukla güveli bir ilişki kurduğu, çocuğun problemlerinin açığa çıkarıldığı ya da üzerinde çalışıldığı, çözüme varılan, yeni becerilerin pratik edildiği ve kapanışın hazırlandığı bir süreçtir. Oyun terapisi esnasında duygu durumu ve davranış değişiklikleri normal ve beklenen bir sonuçtur. Bazen işler iyiye değil de daha kötüye gidiyor gibi görünebilir. Bu beklenen ve normal bir şeydir. Bunu fark ederseniz, bunu çocuğunuzun terapistiyle konuşun. Ayrıca oyun terapisinde terapist çocuğu hayatı ya da travmatik deneyimiyle ilgili bilgi hakkında zorlamayacak, çocuğun kendi hızında sorunları işlemesine izin verecektir.

Oyun terapi odasında çocuğa hayatının diğer alanlarında karşılaştığından daha fazla özgürlük olacaktır. Terapi seansı boyunca çocuğun her düşünce ne duygusu ve nerdeyse her davranışı kabul görür. Çocuk kabul gördüğünü, kendini açabilecek ve sorunları ve korkuları üzerinde çalışabilecek kadar güvenli bir ortamda olduğunu hissetsin diye terapi odasında özgürlük gereklidir. Oyun terapisi ortamında sınır konulan davranışlar, çocuğa, terapiste ya da oyun terapi malzemelerine zarar verebilecek davranışlardır. Çocuk bulunduğu ortamda kendini güvende hissedebilsin diye sınırlar gereklidir. Sınır koyma ve uygun seçenekler sağlama çocuğun kendini kontrolü öğrenmesine ve kendine saygısının artmasına yardımcı olur.

Oyun terapisi çocukların uyumlu ve mutlu olarak yaşamalarını hedefleyen gelişimsel bir terapi şeklidir. Çocukların oyunu ve oyuncakları kullanarak kendilerini ifade etme gereksinimlerine odaklanan özel bir süreçtir.

Çocuklar, kendilerine güvenli bir ortam sunan eğitimli bir oyun terapisti ile istedikleri şekilde oynayabilmeleri için cesaretlendirilirler. Bu süreçte, çocuklara duygusal sorunlarını ifade edebilmeleri için değişik çeşitte birçok oyuncak sunulur. Çocukların kendilerini sanat, drama ve fantazi içeren oyunlar yoluyla ifade edebilmeleri için fırsat yaratılır. Oyun ve oyuncaklar kullanılarak çocuklar ile iletişim kurmaya, sorunları çözmelerine ve olumsuz davranışlarını değiştirmelerine yardımcı olunur.

 

Oyun terapisi çocukların

Yaşadıkları dünya hakkında öğrenmelerine

Duygu ve düşüncelerini ifade etmelerine

Zihinsel ve fiziksel becerilerini geliştirmelerine

Etkili sosyal beceriler geliştirmelerine

İlişkilerde güçlü bağlar kurabilmelerine yardımcı olur.

 

Oyun Terapisinin Çocuğumun Evdeki Oyunundan Farkı Nedir?

 

Oyun oynamak çocuğa yaşamlarında insanlarla girdikleri etkileşimleri yeniden canlandırma fırsatı veren doğal bir fırsattır. Oyunun üç temel amacı vardır: İlk ikisi çocuğun bilişsel ve motor gelişimini desteklemek, üçüncüsü ise duygusal çatışmaların çözülmesini sağlamaktır.

 

Deneyimsel oyun terapisi nedir ve ne işe yarar?

Deneyimsel oyun terapisi genellikle 2-11 yaş aralığındaki çocukların yararlanabildiği bir terapi yöntemi. Alt sınır olarak kabul edilen 2 yaş, gelişimsel olarak çocukların sembolik oyun oynamaya başlayabildikleri bir dönem. Sembolik oyunlar, çocuklarda “-mış gibi yapmak” eylemi üzerine kurulu genel oyunlara verilen bir ad. Bu tarz oyunlarda çocuklar, düşünce ya da davranışlarını, başka objeler veya insanlar üzerinden yansıtırlar. Çocuklar kendilerini sözlü olarak ifade etme evresine geçmeden sembolik oyunlar oynamaya başladığında, deneyimsel oyun terapisi uygulanabilir.

Alanında uzman olan bir terapist, çocuğa güvenli bir ortam hazırlayarak onu oyun oynaması için cesaretlendirir. Oyunun içerik ve senaryosu, hangi oyuncakla oynanacağı gibi durumlar tamamen çocuğun isteğine bırakılır. Çocuk bu şekilde, duygusal sorununa en uygun oyuncakları kendisi seçmiş olur.

Terapist çocuğun oyununa katılarak, ona hiçbir sınırlamada bulunmadan eşlik eder ve sürecin gözlemleyicisi olur. Böylece çocuk, kendisi için zor olan şeyleri, sorunlarını ve deneyimlerini yeniden yaşayarak terapistin yardımıyla bu sorunlarla baş etme becerilerini geliştirme imkanı bulur. Çocuk günden güne oyun içinde güçlenip cesaretlenerek duygusal sorunlarına karşı rahatlama yaşar ve iyileşme süreci bu şekilde devam eder.

Filial oyun terapisi nedir ve ne işe yarar?

Oyun terapisi çeşitlerinden biri olan Filial, Latin kökenli bir kelime olup “evlat” anlamına geliyor. Filial oyun terapisine; anne, baba ve çocuk arasındaki ilişkiyle ilgili olan, oyun ve aile terapisinin birleştiği bir psiko-eğitim şekli diyebiliriz.

Hiç kimse anne ve baba olabilme yetenekleriyle doğmadığı için bu alandaki bilgi ve beceriler zamanla ihtiyaç haline geliyor. Filial terapi tam olarak bunu sağlıyor ve ailelerin çocukla olan iletişimini güçlendiyor.

Bu sebeplerle hem normal gelişim gösteren hem de duygusal ve davranışsal gelişimlerinde güçlük yaşayan çocuklar için kullanılan bir terapi yöntemi. Son yıllarda oldukça yaygınlaşan bu oyun terapisi, 3-10 yaş arasındaki çocukların sorunlarını azaltmakta ve aile içi ilişkiyi güçlendirmekte oldukça etkili.

 

Aileler oyun terapisine katılabilir mi?

Oyun terapisinde anne ve babanın katkısı en önemli unsurlardan biri. Oyun terapisti ve aile arasındaki görüşmeler devam eder ve terapist uygun görürse kimi zaman anne ve babayı hatta çocuğun hayatında etkin bir role sahip olan anneanne, babaanne, dede, teyze ve hala gibi akrabaları da sürece davet edebilir. Terapist gerekli görürse anne ve baba da oyuna dahil edilebilir.

Ayrıca oyun terapisti, ebeveynlere terapi zamanları dışında çocuklarına uygulayabilecekleri tavsiyelerde bulunur.

 

 

Çocuk Ne Sıklıkla ve Ne Süreyle Oyun Terapisine Gelmelidir?

Her çocuk terapi sürecinde farklı bir hızla ilerler bu yüzden terapinin süresi çocuğun kişiliğine, travmanın derecisine, ev ve hayat koşullarına göre değişir. Çocuklar yapı ve tutarlılık olduğunda daha iyi geliştikleri için seansların tutarlı ilerlemesi çocuğunuz için en büyük faydayı sağlayacaktır. Bu sebeple çocuğunuzu ayarlanan seansa düzenli olarak getirmeniz önemlidir.


– Çocuğumun problemlerini nasıl anlayabilirim?

Çocuk problemlerini anlamak için çocuğunuzu iyi tanımanız ve izlemeniz gerekmektedir. Aynı zamanda gelişim dönemlerindeki durumlarına göre yaşıtlarıyla kıyaslama yapabilirsiniz. Farklılıklar gördüğünüz andan itibaren bir uzmana danışarak bilgi alabilirsiniz. Sonuç olarak 0-6 yaş döneminde ki çocuklar her şeyi çevrelerinden gözlemleyerek öğrenirler. Bu nedenledir ki problemlerin çoğunluğu bu yüzden ortaya çıkmaktadır. Büyük bir oranda aile içindeki iletişim de çocuğun gelişimi açısından önemlidir. Aile içinde yaşanabilecek bir temas bozukluğu veya çatışma çocuğun farklı bir gelişim göstermesine sebep olabilecektir.

 

Çocuklarla Çalışan Psikoloğa çocuğunuzu hangi durumlarda götürmelisiniz?
Kontrol ve gelişimini desteklemek amaçlı;

Psikoloğa gitmek için çocuğunuzun bir sorun yaşması gerekmiyor. Bebeğinizi pedagog rehberliğinde bilinçli bir şekilde büyüterek ilerde oluşabilecek sorunların önlemiş olursunuz. Günümüzde pedagoga gitmek hala bir tabudur. Çünkü aileler, pedagoga sadece çocukları psikolojik problemler yaşarsa gidilebileceklerini düşünüyor ve herhangi bir basit konu için bile danışmaya giderse çevresi tarafından çocuklarının psikolojisinin bozuk olarak yorumlanacağından çekiniyorlar. Çocuğunuzun sağlıklı ve mutlu büyütmek için pedagoga gitmek bir çocuk doktoruna gitmek kadar normal ve gereklidir. Bu nedenle aileler bu konuda çekinmemelidir. Çünkü sorunlar büyüdüğünde tedavi süreci daha uzun sürüyor.

Çocuğunuzu bilinçli bir şekilde büyütmek için şu nedenlerle çocuk psikoloğuna başvurabilirsiniz;
– Psikoloğa hamilelik döneminde bebeğin aileye gelişi konusunda, kardeşinin bebeği kabullenme sürecini destek olacak tavsiyeler almak, bebek bakımı ve gelişimi hakkında bilgi almak için gidilmelidir.
– Doğumdan sonra bebeğin gelişimi ve psikolojisi, oyuncakların seçimi, ailenin bebeğe yaklaşımı hakkında bilgi almak için gidilmelidir.
– Bebeklik döneminde çocuğun gelişimini takip etmek, gelişimini destekleyecek oyun ve oyuncak seçiminde destek almak için gidilebilir.

Çocuğun hayatındaki önemli değişikliklerde problemleri önlemek amaçlı;

Çocuğunuzun hayatını olumsuz etkileyeceğini düşündüğünüz aşağıdaki değişiklikler ve olaylarda;

– Aileye yeni bir bebeğin gelişi,
– Boşanma,
– Anne babanın ayrı evlerde yaşaması,
– Anne veya babanın işten ayrılması veya işe başlaması,
– Ev ve oda değişikliği,
– Ebeveynlerin çocuktan ilk defa uzak kalacak olması, uzun süreli şehir dışı yolculuklar,
– Kreşe ve Anaokuluna ilk defa başlamak,
– İlkokula ilk başlangıç,
– Aile içi ilişkilerde büyük krizler yaşanıyorsa ve çocuk bu durumdan derin bir şekilde etkileniyorsa,
– İşsizlik,
– Eşler arası problemlerin çocuğu etkilemesi,
– Okul ve arkadaş değişikliğinde,
– Çocuğun bakımından birinci derecede sorumlu olan yetişkinlerde psikolojik sorunlarının olması,
– Aile bireylerinden birisinin yaşadığı önemli bir hastalık, kaza, ölüm ve yas gibi aileyi derinden sarsan ve çocuğu da derinden etkileyebilecek olaylar varsa,

Buna benzer çocuğunuzu etkileyeceğini düşündüğünüz durumlarda çocuk psikoloğuna danışabilirsiniz.

Çocuğunuzdaki davranış değişikliklerinin nedenlerini anlamak ve psikolojik destek vermek amaçlı;

Son zamanlarda çocuğun davranışlarında ve ruh halinde bir gariplik, farklılık hissediyorsanız çocuk psikoloğundan mutlaka destek almalısınız. Bu değişiklikler;

Aile bireylerinden birisinin yaşadığı önemli bir hastalık, kaza, ölüm ve yas olaylar çocuğu derinden sarsıldıysa,
– Tavırlarında ani değişiklik varsa örneğin sürekli gergin, sinirli, huzursuz,
– Uyku ve beslenme düzensizlikleri,
– Düzgün konuşuyorken aniden kekelemeye başlaması,
– Okulda ders dinlerken veya ders çalışırken dikkatini toparlamakta zorlanması,
– Aşırı halsiz ya da çok hareketli olmaya başladıysa,
– Korkuları ve kaygıları artıysa,
– Suçluluk duygusu yaşıyorsa,
– Gereksiz tutturmalar ve takıntılar başladıysa,
– Okuldan öğretmeninden, bakıcınızdan ya da bir arkadaşından gelen uyarılar artıysa,
– Altını ıslatmaya başladıysa,
– Gece dişlerini gıcırdatmaya başladıysa,
– Gece uykusundan sık uyanıyor ve sık sık kabus görmeye başladıysa,
– Arkadaşlarına karşı saldırgan ve hırçın bir tavır sergiliyorsa,
– Anneye babaya ve yakın akrabalarına karşı saldırgan davranıyor ve onlara vuruyor, ısırıyorsa,
– Anneye olan düşkünlük artıysa ve anneyi evin içinde takip ediyor ondan ayrılmıyorsa,
– Yalnız başına tuvalete veya diğer odalara gitmekten korkuyorsa,
– Çok sessiz bir çocuk olduysa ve kimseyle bir şey paylaşmak istemiyorsa,

Çocuğunuzdaki semptomları değerlendirip tedavi sürecini başlatmak amaçlı;

Çocuğunuzda önemsiz gibi görülen problemler ciddi bir bozukluğun habercisi olabilir. Bu durumda erken tanı çocuğun tedavisinde önemli bir rol oynar.
– Çocuğunuz yaşına göre öğrenmekte güçlük çekiyorsa,
– Gelişim alanlarından birinde gecikme varsa, örneğin yaşıtlarına göre hala konuşmaya başlamadıysa
– Arkadaşlarıyla uyum problemi yaşıyorsa: Örneğin bir tek arkadaşla iyi oynarken ikinci arkadaş geldiğinde anlaşamıyor ve sadece yetişkinlerle ya da kendinden büyük çocuklarla oynamayı tercih ediyorsa,
– Sürekli altını ıslatıyorsa ve çocuk doktorunuz bunun fizyolojik bir nedeni olmadığını ifade ediyorsa,
– Okulda ve evde aşırı aktifse ve dikkatini toplamakta zorlanıyorsa,
– Dürtülerini, isteklerini kontrol etmekte zorlanıyorsa,
– İnatçı ve dediklerini ağlayarak yaptırıyorsa,
– Sabırsız ve her istediğinin anında olmasını istiyorsa,
– Tutturmalar ve takıntılar hayatını etkileyecek boyut aldıysa,
– Uyku sorunları yaşıyorsa,
– Konuşma gecikmesi yaşıyorsa,
– Altını çok sık ıslatıyorsa,
– Algılamada ve komutları anlamada sorun yaşıyorsa,
– Sürekli aynı oyuncakla tuhaf şekilde oynuyorsa,
– Göz kontağı kurmuyorsa,
– Aile üyeleri dışında kimseyle iletişim kuramıyorsa,
– Kendi odasında tek başına yatamıyor annesi veya babasıyla yatıyorsa,
– Öz bakım ihtiyaçlarını kendisi yapamıyorsa,
– Her şeyi ağlayarak yaptırıyorsa,
– Annesine çok hırçın davranıyorsa,
– Tek başına bir yetişkinle büyüyor ve arkadaş çevresi yoksa
– Annesi babası ölecek diye kaygılanıyorsa,
– Okula gitmek istemiyorsa,
– Yalan söylüyorsa,
– Tırnaklarını yiyorsa,
– Mastürbasyon yapıyorsa,
– Okul başarısında ani düşme olduysa,
– Dikkatini bir şeye toplamakta zorlanıyorsa,
– Dalıp gitmeler artıysa,
– Her şeye hayır diyor ve karşı çıkıyorsa,
– Çeşitli tikler geliştirdiyse,
– Ağır travmalar yaşadıysa,
– Cinsel istismar yaşadıysa,

Bu ve buna benzer, sizin için önemsiz gibi görülen ipuçları bir psikiyatrik bozukluğunun başlangıcının sinyali olabilir. Bu semptomların sayısı daha da artmadan pedagoga gitmeniz tedavinin daha kısa sürmesini sağlayacaktır. Bu semptomlar dikkate alınmaz ve aile zaman kaybederse çocukta çeşitli ruhsal bozukluklar oluşur. Uzman psikolog bu semptomları değerlendirir eğer ruhsal bir bozukluktan şüphe ederse Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı ile işbirliği içinde çalışır. Çünkü zaman kaybedildiyse ve artık ruhsal bozukluk derecesinde ise psikiyatrik ilaçlar tedavinin bir parçasını oluştur. Bozukluğun kesin tanısında ve tedavi için yazılacak İlaçlar konusunda Çocuk Psikiyatrisi uzmandır.

Psikolog ve psikiyatrist arasında fark var mıdır?

‘’Psikolog ve psikiyatristler arasındaki fark nedir’’ en çok sorulan sorulardan biridir. Psikolog ve psikiyatristler ilk olarak aldıkları eğitim alanında farklılaşırlar. Psikiyatristler tıp fakültesinden tıp doktoru olarak mezun olduktan sonra uzmanlıklarını psikiyatri alanında tamamladıklarında bu ünvanı alırlar. Psikologlar ise üniversitenin sosyal bilimler ya da fen edebiyat bölümlerinden mezun olurlar ve psikolog ünvanına sahip olurlar. Psikiyatristler ilaç yazabilirken psikologlar ilaç tedavisi düzenlememektedir. Psikologlar psikoterapi alanında uzmanlaşarak konuşma terapisi üzerinden sağaltıma yönelmektedirler. Psikolog ve psikiyatristler ruh sağlığı alanında birbirini tamamlayıcı ve destekleyici olarak çalışmalarını sürdürmekedir.

Psikolojik şikayetlerde ilk kime başvurulmalı ???

Çocuğumuzda gördüğümüz kafamızda soru işareti uyandıran, diğer çocuklarda görmediğiniz,onun günlük hayatını etkileyen herhangi bir sorun gördüğünüzde ilk önce Çocuk ve Ergen Psikiyatristinin çocuğunuzu ve ailenizi değerlendirmesi uygundur.

Çocuk ve Ergen Psikiyatristiyle Psikolog, Pedagog, Erişkin Psikiyatristleri arasındaki farklar nelerdir ???

Çocuk ve Ergen Psikiyatristleri 0-18 yaş arasındaki çocukların yaşadığı sorunlara tanı koyan ve tedavi eden  6 yıllık tıp fakültesini bitirerek çocuk ve ergen psikolojisi üstüne 4 yıllık uzmanlık  eğitimi   almış doktorlardır.Yaşanan sorunun terapi ya da medikal tedaviyle düzeleceğine karar verecek tek yetkin kişilerdir. Klinik psikologlar da bazı psikiyatrik hastalıkları tanıyabilmekle beraber psikiyatrik rahatsızlıklarla karışabilecek hipotiroidi,epilepsi gibi tıbbi hastalıklarla ilgili eğitimleri olmadığı için psikiyatrik belirtilerle gidebilecek bu tür hastalıkları tanıyamama , atlama, yanlış değerlendirme ihtimalleri vardır bu yüzden en uygun yaklaşım bir hastanın önce çocuk ve ergen psikiyatristi tarafından değerlendirilip terapi ihtiyacı olduğuna karar verilirse psikloga yönlendirilmesidir. Aynı zamanda doktorun kendisi de psikoterapi uygulayabilir. Erişkin Psikiyatristlerde 18 yaş ve sonrası sorunlara tanı koyan ve tedavi eden  6 yıllık tıp fakültesini bitirerek  erişkin psikolojisi üstüne 4 yıllık uzmanlık eğitimi almış doktorlardır. Psikolog, 4 yıllık psikoloji üzerine eğitim alan kişilerdir.Hasta tedavisini yapmaya yetkin olan psikologlar sadece uzman klinik psikologlardır.Uzmanlığını başka alanda almış psikologlar ve uzmanlığını almamış sadece psikoloji bölümünden mezun olan psikologlar hastaya herhangi bir tanı koyma,tedavi yapma  ya da test yapma konusunda yetkin değildir.Pedagoglar çocuk gelişimi üzerine 4 yıllık fakülte bitiren kişilerdir.Pedagogların hasta görmesi ve tedavi etme yetkisi yoktur.Sadece ailelere çocuk gelişimi üzerine bilgilendirme yapabilir.Yukarda bahsettiğimiz nedenlerdne dolayı 18 yaş altında çocuğunuz bir sorun yaşıyorsa önce Çocuk ve Ergen Psikiyatristinin çocuğunuzu muayene etmesi en uygunudur.

 

DİKKAT EKSİKLİĞİ HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU İLE İLGİLİ SORULAN SIK SORULAR

Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu tedavisi ilaçsız olur mu ???

Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu genetik geçişli ve beynin belirli bölgelerini etkilediği için ilk ve altın standart tedavisi ilaç tedavisidir. İlaç tedavisine ek olarak davranışçı tedaviler uygulanabilir. Yapılan çalışmalarda davranışçı tedavilerin yalnız başına yapıldığında etkisiz olduğu kanıtlanmıştır.İlaç tedavilerinin etkinliği %90 lara ulaşmaktadır.Sadece davranışçı tedavilerin etkinliği ise %5 ler civarındadır.

Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu tedavi edilmezse ne olur ???

Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu tedavi edilmediği zaman ilerleyen dönemlerde çocuklarımızın davranış bozukluğu, antisosyal kişilik bozukluğu, depresif bozukluklar, kaygı bozuklukları , madde kullanım bozuklukları geliştirmesi açısından yüksek risk taşırlar.

Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğunun tedavi süresi ne kadardır ???

Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu kronik olarak devam eden bir bozukluktur.Yapılan çalışmalarda çocukluk çağında Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu tanısı almış çocukların yüzde %65 nin erişkinliktede bu bozukluğu sürdürdüğü bulunmuştur.İlk 18 yaşa kadar alınan tedaviler çocuğumuzun gelecek hayatını çok etkilediğinden çok önemlidir.

Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu tedavisi kaç yaşında başlanır ???

Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu tanısı konar konmaz tedavis süreçi başlar. Eğer bozukluk çok şiddetliyse ve çocuğumuzun gündelik hayatını çok etkiliyorsa erken ilaç tedavileri başlanabilir.Her çocuğu kendi içerisinde değerlendirmek en uygunudur.

Aşırı Hareketlilik zeka göstergesi midir ???

Zeki çocuk aşırı hareketlidir ya da aşırı hareketli çocuk çok zekidir kesinlikle yanlış olan bir düşüncedir.Zeka potansiyeli iyi olan çocuklar aynı zamanda hareketlerinide kontrol etmede sorun yaşamazlar.Çocuğumuzun gelişim düzeyi düştikçe hareketlerini kontrol etmekte zorlanacağı için aileler tarafından bu durum aşırı hareketli olarak değerlendirilebilir ama bu değerlendirme yanlıştır.Her çocukta dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olabileceği gibi gelişim geriliği olan çocuklarda da olabilir.

Çocuklarnın yedikleri şekerli yiyecekler dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu yapar mı ???

Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğuna yol açan nedenler arasında beslenme bilimsel olarak kanıtlanamamıştır. Aşırı hareketli olan çocuklar şekerli yiyecek ve içecekleri tüketmeyi severler.Her insan şekerli içecek tükettiği zaman biraz enerji artışı olur ama bu gün boyu sürmez.

Dikkat eksikliği hiperaktivite tanısı ülkemizde çok mu konuyor ???

Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu toplumda görülme sıklığı yapılan çalışmalarda %5-10 arasında değişmektedir.Ülkemizde 6 yaş-18 yaş arasındaki çocuk sayısı yaklaşık olarak 21 milyondur.Bu rakamlara bakarak şu anda tedavi alması gereken çocuk sayısı yaklaşık olarak en az 1.5 milyon çocuk civarıdır ama şu anda tedavi alan çocuk sayısı yaklaşık olarak 200 bindir.Bu istatistiklere bakarsak şu anda her yüz çocuktan 15 i yaklaşık olarak tedavi almaktadır.

Dikkat eksikliği hiperaktivite tanısı nasıl konur ???

Dikkat eksikliği tanısı Çocuk ve Ergen Psikiyatristi tarafından yapılan detaylı klinik muayene ve görüşmeyle konur. Tanı koymak için herhangi bir EEG,MR.. gibi testlere ihtiyaç yoktur. Eşlik eden diğer hastalıklar varsa gerekli tetikler doktorunuz tarafından istenir.

Dikkat eksikliği tedavisinde neurofeedback ya da mental aritmetik gibi yöntemlerin tedavide yeri var mıdır ???

Dikkat eksikliği tedavisinde en etkili yöntem medikal tedavi ve buna ek olarak yapılan davranışçı tedavilerdir. Neurofeedback,mental aritmetik ve diğer buna benzer yöntemlerin tıbbi olarak etkinliği kanıtlanmamıştır.

Dikkat eksikliği olan çocuk nasıl tv,bilgisayar karşısında saatlerce kalabilir ???

En çok sorulan , aileleri çelişkiye düşüren sorulardan bir taneside budur. Madem çocuğumda dikkat eksikliği var nasıl olur da saatlerce hareket etmeden tv, bilgisayar karşısında kalabilir???. Tv,bilgisayar hızlı döngülü, anlık değişimlerin,biraz sonra ne olacak sorusunun (merak) olduğu araçlardır.Aynı zamanda çocuklarda oyun,  merak , kazanma, ödül gibi duyguları beslediği için bağımlılık yaratır. Bilgisayar oyunları aynı zamanda çok dikkat gerektirmez.Bilgisayar oyunları çocuklarımızda  bir kısır döngü oluşur.Kaybeden çocuk bir daha ki seferde daha iyi yapacam,bu sefer şöyle oynucam,geçen seferde şundan dolayı yapamadım deyip o  ödül sistemini çalıştırmaya devam eder.Aslında detaylı baksak dikkat eksikliği olan çocuklar oyunlardada dikkat etmezler. Bu yüzden tekrar tekrar oynarlar.Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olan çocuklarda bağımlılık gelişmeside diğer çocuklara göre daha kolay olduğundan bı sistem devam eder.  Önce 15 dakika olan süre yarım saate sonra saatlerce en sonunda da günboyuna döner.

Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu büyüyünce  ya da kendiliğinden geçer mi ???

Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu kronik bir hastalıktır.Yaş artıkça çocukların kendilerine çözüm üretme mekanizmalarının gelişmesi,yaşla beraber dikkat süresinin uzaması nedeniyle çocuklar ilerleyen dönemlerde hayatlarını çok etkilemeden bu durumla baş edebilirler.Yapılan çalışmalar 18 yaşını bitirmiş çocukların yaklaşık yüzde 30 unda hayatını etkilemeyecek düzeye geldiğini göstermiştir.Geriye kalan büyük kısımda ise bu durum artarak devam eder.Çoğu erişkin düzeye gelmiş, çocukluk döneminde dikkat eksiliği ya da aşırı hareketliliği olan kişiler bu durumun farkına varmayabilir.Dikkat eksikliği ve aşırı hareketlilik ile yaşamaya alışmış kişiye bu durum  normal gelebilir.Çoğu zaman bu durumu etrafındaki kişiler fark eder.Dikkat eksikliği ve aşırı hareketliliğin çocukluk çağında  şiddetli olması erişkin döneminde de  bu sorunların devam edeceğini gösterir.

ediği için büyüme gelişme geriliğine yol açmazlar.

 

OTİZM İLE İLGİLİ SIK SORULAN SORULAR

Otizmin belirtileri nelerdir ???

Otizmin 3 temel belirti alanı vardır.Bunlardan en önemlisi ve olmazsa olmazı sosyal alanda sorunolmasıdır.Diğer iki alan dil gelişiminde sorun  olması ve tekrarlayıcı davranışlardır.Sosyal alandaki sorunları yaşıtlarına göre değerendirmek gerekir. Sosyal alandaki sorunlar: göz teması kurmaktan kaçınma, yandan bakma, seslenildiği zaman tepki vermeme,kendi dünyasında yaşama, çevresiyle ilgilenmeme, duyusal aşırı hassasiyet ( elektrik süpürgesinden aşırı korkma, skendisine dokunulmasından hoşlanmama..) ya da duyusal hassasiyetin olmaması( sese tepki vermemesi,düştüğü zaman ağlamama..), yaşıtlarıyla ilgilenmeme , yaşıtlarıyla oyun başlatmama ya da devam ettirememedir. Dil alanındaki sorunlar: yaşıtların göre konuşmanın gecikmesi, garip sesler çıkarma, anlaşılmaz ve kendi kendine konuşma, konuşmadığı için isteklerini ebeveynlerinin elini tutarak gösterme, kendiliğinden iletişime veya konuşmaya başlamazlar, duyduğu kelimeleri papağan gibi tekrarlama, daha önce duyduğu kelimeyi beklenmeyen yerde söyleme ya da tekrarlama, monoton ses tonuyla konuşma, karşılıklı konuşmayı sürdürememedir.Tekrarlayıcı davranışlar: kanat çırpma, zıplama, sallanma, elini ilk defa görüyormuş gibi izleme, parmak ucunda yürüme,oyuncakları sıralayarak oynama, dönen cisimlerle oynama ya da izleme ( araba tekerleği,çamaşır makinesi..), aynı şeyleri tekrarlama( aynı yerde gidip gelip yürüme,legoları dizme…) dır.

Otizm toplumdaki görülme sıklığı nedir ???

Otizm  toplumda % 1 oranında( her 100 çocuktan birinde..) görülen bir bozukluktur.Bu oran psikiyatrik hastalıklar içerinde az bir oran değildir.Çoğu zaman aileler yakın akrabalarında ya da kendi çocuklarında olmadığu zaman otizmin farkında değilerdir . Farkındalıkla baktığımız zaman etrafımızda onları görebiliriz.

Otizmin nedenleri nedir ???

Otizm ile ilgili yapılan çalışmalar genetik nedenleri öne çıkarmaktadır.Çalışmalarda bir çok gen bulunmuştur.Genetik geçiş direk anneden ya da babadan olmayabilir.Bir kaç kuşak öncesindeki gen tekrar yeniden ortaya çıkabilir.Bazı çalışmalarda beynin gelişiminde sorun ya da gecikme olduğunu göstermektedir.Gebelik sırasında ya da doğumdaki sorunlarda otizmin gelişmesine yol açabilir ama kesin bir neden bulunamamıştır.

Otizmin erken belirtiler nelerdir ???

1 yaş öncesinde göz teması kuramama, sosyal gülümsemenin gelişmemesi, kucağa alındığı zaman tepki vermeme,sese tepki vermeme ya da sesten aşırı rahatsız olma, yalnız kalmaktan rahatsız olmama, yabancı kaygısının olmaması (yabancı birisinin kucağında rahatsız olmama..), dil gelişimin beklenen düzeyde olmaması, tekrarlayıcı ve anlamsız konuşma gibi belirtiler gösterirler. 1 yaşından sonra yaşıtlarına ilgi göstermeme, bye bye gibi sosyal iletişim becerilerinin gelişmemesi, taklit yapamama, karşılıklı oyun başlatmama, kendi başına amaçsız oyunlar oynama, konuşmada gecikme, kanat çırpma, salanma, zıplama gibi belirtiler gözlenebilir.

Otizm tanısı kaç yaşında konur ???

Bilimsel kriterlere göre otizm tanısı üç yaşından önce konamaz.Eğer çocuğumuzda yukarda bahsettiğimiz belirtiler varsa erken zamanda çocuk ve ergen psikiyatristine başvurmamız gerekir.Çoğu zaman 3 yaş öncesinde otizm gelişim gerilikleriyle çok karışır.Takip için tanı konması gerekmez.Çocuğunuzda otistik belirtiler varsa bile bunları takip etmek gerekir.Tanı için en ideal yaş  1-2 yaş arasıdır çünkü erken konulan tanılar tedavininde daha başarılı olmasına yol açar.

 

Otizm tanısı nasıl konur ve hangi tetikler yapılmalıdır ???

Otizm tanısı çocuk ve ergen psikiyatristleri tarafından detaylı klinik muayene ile konur.Yapılması gereken en önemli test işitme testidir.Diğer yapılması gereken testlere çocuğunuzun durumunda göre doktorunuz karar vermelidir.Tanı koymak için kan testlerine gerek yoktur.Gerektiği durumlarda MR, EEG gibi testler ihityaç olduğunda doktorunuz tarafından istenir.Eğer epilepsi şüphesi doktorunuz tarafından olduğu düşünülürse EEG yapılabilinir.

Otizmin tedavisi var mıdır ???

Otizmde en önemli tedavi aile bilgilendirilmesidir. Ülkemiz koşullarında özel eğitim tedavileri hem süre hem bu konuda eğitmenlerin olmaması nedeniyle malesef yetersiz kalmaktadır. Otizmde yurtdışındaki eğitim süreleri haftada yaklasık 25-30 saatken ülkemizde malesefe 1.5 saattir. Burda iş ailelere düşmektedir. Özel eğitimde çocukla bire bir eğitimin ve davranışçı tedavilerin çocuğun gelişimine oldukça katkısı vardır. Türkiye koşullarında özel eğitmen bulmak zordur. Bu konuda en önemlisi eğitim alacağınız kişinin özgeçmişine ve deneyimlerine bakmanızdır. Eğitim süresincede ailenin gelişmeleri takip etmesi diğer önemli bir noktadır. Diğer önemli bir nokta ise otizme eşlik eden diğer pskiyatrik bozuklukların tedavisidir.Bunların hepsi beraber yapıldığında gelişme kaydedilir. Diğer tedavilerin(su terapisi..) etkinliği bilimsel olarak kanıtlanamamıştır. Aileler bu konuda bilgi sahibi olmadıkları için çoğu bu konuda bilgileri olmayan kişiler tarafından tedavi adı altında istismar edilmektedir.Bu konuda ailelerin dikkatli olması ve çocuk ve ergen psikiyatri doktorlarına bu tür tedavi duyduklarıda danışmaları önemlidir.

Otizm belirtiler ne zaman başlar ???

Yukarda da bahsettiğimiz gibi genetik nedenlerin ön planda olması nedeniyle aslında çocuklarımız doğduktan sonra bu süreç başlar. Aileler bu konuda bilgi sahibi değilse yolunda gitmeyen şeyleri fark etmekte zorlanabilir veya görmek istemeyebilir. Bu konuda bilgi sahibi ve çocuğunu iyi gözleyen ebeveynler ise yaklaşık olarak 4-5 ayda bu durumun farkında varabilirler.

Otizm ile sık karışan durumlar ???

Gelişim gerilikleri, Tepkisel Bağlanma Bozuklukları, İşitme kayıpları otizmle en sık karışan durumlardır.Gelişim gerilikleri her alanda çocuğumuzun gelişiminin geriden gelmesidir.Otizmdeki gibi özellikle sosyal alan etkilenmemiştir.

Otizmle en çok karışan Tepkisel Bağlanma Bozukluğu nedir ???

Tepkisel bağlanma bozukluğu çocukların özellikle bebeklik dönemi ve sonrası çeşitli sebeplerden dolayı ebeveynle güvenli bağlanma geliştiremeyen çocuklarda gözlenen bir tablodur. İlk bu bozukluğun görülmesi yurtlarda yaşayan , yeterince ilgilenmeyen çocuklarda gözlenmiştir. Günümüzde ise bakıcıların yeterince ilgilenmediği ya da aşırı televizyon, bilgisayar gibi teknolojik ürünlerle zaman geçiren çocuklarda gördüğümüz bir durumdur. Tepkisel bağlanma bozukluğu olan otizme çok benzer bir tabloya yol açabilir. Bu iki durumun ayrılması çok önemlidir çünkü tedavileri ve tedavilere verdikleri yanıt çok farklıdır.

Otizmli çocuk ilerde erişkin olduğunda ne olur ???

Otizmde gidişatı belirleyen en önemli etmenler: Erken tanı alması, İyi takip, İyi eğitmenlerden alınmış uzun süreli bireysel eğitimler, Zeka, Konuşmanın olması, Ek hastalıkların tedavisidir.Bunların hepsi iyi yapılırsa tamama yakın düzelen çocuklar olmaktadır.Bunların en iyi şekilde olan çocuklar ilerde kendi başlarına yaşar duruma gelebilirler ama bunların yapılmadığı durumlarda malesef ebeveyne bağımlı olarak yaşarlar.

Otizmde ailelerin dikkat etmesi gerek unsurlar nelerdir ???

Otizm tanısı almış çocuklarının ailelerine büyük görev düşüyor. İlk tanı konulduğu zaman çoğu aileler ister istemez bunu kabul etmekte normal olarak zorlanırlar. Çoğu zaman doğal olarak bir kaç doktora daha göstermek isterler. Bu süreyi kısa tutmak çok önemlidir. Ne kadar kısa olursa tedavi sürecine geçmekte o kadar iyi olur. Ebeveynlerin birbirine destek olması çok önemlidir. Doktor doktor gezmekte çok iyi çözüm değildir. Ailenin bilgilendirilmesi çok önemlidir. Ebeveynler kafalarındaki en küçük soruyu bile doktorlarına sormaları gerekir. Tanı konduktan sonra çoğu aile ne yapacağını bilemez ve çocukları için ne en iyi olur diye çaresizlik içinde arayışa girerler. Burda çok dikkatli olmak gerekir. Malesef ailelerin bu çaresiz durumlarından faydalanmak isteyen doktor dışında bir çok kişi var. Ebeveynler mutlaka bir çocuk ve ergen psikiyatrisine güvenmeli ve onun danışmanlığında tedavi ve eğitimlerini yöneltmeleri gerekir. Doktor dışındaki bu kişiler ailelerin umutlarını çalarak çocukların tedavilerini aksatmakta ya da geriletmektedirler.Beyin gelişimi ilk 7 yaşa kadar çok önemli olduğu için bu dönemleri iyi değerlendirmek çok önemlidir.

Otizme eşlik eden hastalıklar nelerdir ???

Otizme bir çok hastalık eşlik eder. Bu durum, olan sorunların daha da artmasına neden olur. Bu yüzden bu durumların belirlenip tedavi edilmesi çok önemlidir. Bazı durumlarda eşlik eden hastalıklardaki belirtiler aileler tarafından otizm belirtisi zannedilir. Otizme eşlik eden en çok diğer bozukluklar şunlardır: Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu, Anksiyete Bozuklukları, Depresif Bozukluklar, Obsesif Kompulsif Bozukluklar, Uyku Bozuklukları, Altına Kaçırma/Altını Islatma. Bu bozuklukların tanınması ve erken tedavisi çocuklarımızın gelişimi açısından çok önemlidir.

ÖZEL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ İLE İLGİLİ SIK SORULAN SORULAR

Özel Öğrenme Güçlüğü nedir ???

Çocukların yaş, zeka , aldığı eğitim ve çevresel faktörler gözönünde bulundurulduğunda okuma-yazma, matematik gibi alanlarda beklenenin altında olması durumuna Özel Öğrenme Güçlüğü  denir. Burada ki önemli nokta her çocuğu kendi kapasitesine , yaşına ,aldığı eğitime ve bulunduğu koşullara göre değerlendirmektir.

Özel Öğrenme Güçlüğü ve Gelişim Gerilikleri arasındaki fark nedir ???

Özel öğrenm güçlüğü yaşayan çocuklar belirli alanlarda sorun yaşarlar. Diğer alanlarda sorun yaşamazlar. Örnek verecek olursak matematikte öğrenme güçlüğünün şiddetine bağlı olarak zorlanma yaşarken diğer derslerde sorun yaşamazlar.

Özel Öğrenme Güçlüğü hangi bozukluklarla karışır ???

Özel öğrenme güçlükleri dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu ve gelişim gerilikleri ile çok sık karışır. Tedavileri farklı olduğu için ayırıcı tanı yapmak çok önemlidir.

Özel Öğrenme Güçlüklerine eşlik eden diğer psikiyatrik bozukluklar nelerdir ???

Özel öğrenme güçlüklerine en sık eşlik eden diğer psikiyatrik bozukluklar: Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu, Gelişim Gerilikleri, Anksiyete Bozuklukları, Depresif Bozukluklar, Tik Bozuklukları ve Davranım Bozukluklarıdır.

Özel Öğrenme Güçlükleri tedavi edilmezse ne olur ???

Özel öğrenme güçlükleri dikkat eksikliği gibi tedavi edilmediği zaman çocukların hem eğitim hem de sosyal hayatını oldukça olumsuz etkileyen bozukluklardan bir tanesidir. Tedavi edilmediği zaman eğitim hayatında olması gerekenin hep altında kalırlar. Depresif bozukluklar , Davranış Bozuklukları,  Anksiyete bozuklukları ikincil olarak gelişir. Hem mesleki hem de aile hayatlarında sorun yaşarlar.

Çocuklarda Kaygı Nedir?

Yetişkinler gibi çocuklarda zaman zaman kendilerini kaygılı hissetmektedirler. Çocukların kaygı duyduğu şeyler yaş gruplarına göre farklılık gösterebilir ya da kaygılı oldukları alanlar farklı olabilir. Örneğin küçük çocuklarda ayrılma kaygısı sık görülmektedir. Ayrılma kaygısını çocuk ebeveynlerinden ayrıldıklarında aşırı ağlama ya da öfke nöbeti şeklinde gösterebilir.

Eğer çocuğun yaşadığı kaygı onun günlük hayatını etkiliyorsa profesyonel bir müdahale gerekmektedir. Yaşanan yoğun kaygı tedavi edilmezse çocuğun özgüvenine, ruh sağlığına ciddi zarar verebilir ve içine kapanmasına sebep olabilir.

 

Çocuklarda Öfke Kontrolü Nasıl Olmalıdır ?

Çocuğunuz öfkesini ortaya koyduğu zaman sizin de onunla birlikte yükselmemeniz önemlidir çünkü çocuklar kontrolden çıktıkları zaman karşılarında kontrolünü kaybetmeyen ebeveynlerini görmeye ihtiyaçları vardır.Çocuğunuz sakinleştikten sonra yaşanan olay ile ilgili duygu ve düşüncelerini ifade etmesi için ona uygun ortam yaratın. Öfkesini daha sağlıklı bir biçimde nasıl ortaya koyabileceği üzerine birlikte konuşun ve çözüm yolları arayın. Ayrıca, anne ve baba olarak sizin de öfkenizi nasıl ortaya koyduğunuz çok önemlidir. Bu konuda çocuğunuza rol model olmaya özen gösterin çünkü çocuklar anne ve babalarından gördükleri davranışları sergilemeye daha yatkındırlar.

Beliefs & Values

My Core Values
and Beliefs

  1. 1The family is the singular most significant factor influencing human identity.
  2. 2Family-based therapy is a powerful model for change, one that not only helps people cope with major life issues, but that can ultimately transform how we lead our lives, resulting in healthier communities and societies,resulting in healthier communities and societies.
  3. 3Quality mental health care should be available to all who need it regardless of their financial resources.
  4. 4Today “family” takes many forms and is comprised of people joined together by biology, intentionality and/or law.
Contact me now

Do You Have a
Question?